14 Şubat 2013 Perşembe

5.bölüm ''Polis''

            Nebahat ve Musa'nın ölümünden günler geçmiş, polis soruşturmaları haricinde, olaylar yavaş yavaş durulmuştu. Eve taziye için gelenlerin sayısı azalıyor, medya her geçen gün olay üzerinde daha az duruyordu. Murat eskiye nazaran biraz daha toparlanmıştı, işe gitmese de rutin işlerini yapmaya çalıyordu. Dün gece aşşağıdaki büyük salonda tv izlerken, Murat ağır ağır adımlarla aşşağı indi. Gözleri şişmiş durumdaydı, yine ağlamıştı anlaşılan. O daha bir şey söylemeye fırsat bulamadan ben ayağa kalkıp, ellerini tutarak koltuğa oturttum '' Sevgilim, sen burda otururken bende yemeği hazırlayım'' dedim. Murat neredeyse konuşmakta zorlanır gibi sesle ''Tamam'' demekle yetindi. Mutfağa girdim, gerekli malzemeleri kabataslak olarak tezgahın üstüne koydum. Amacıma ulaşmış, benim için ortalıkta olan iki büyük tehditi yok etmiştim. Soruşturma olayından tırsmıyor değildim, ama ellerine hiç delil bırakmamıştım. Musa'nın cebindeki ilaç kutusuna dokunduğumda bile eldiven takmıştım, parmak izi oluşmasın diye. İçimde ki ses '' Beni asla yakalayamayacaklar'' diye fısıldadı. Murat yaptığım tavuk yahnisi, bezelyeli pilav ve sebze çorbası'nın başına geçmişken. Aniden kapı çaldı. Arkaya arkaya çalan, hep nefret ettiğim ve bana ortaokul yıllarımı hatırlatan zil melodisi... Murat kapıyı açmak için kalktı, bende arkasından giderken içimdeki adı konulamaz  korkuyu hissettim. Murat kapıyı açtığında karşımızda iki adam vardı. Biri uzun boylu, normal kiloda ve orta yaşlarda görünen bir adamdı. Kırlaşmış saçlarının yapılı, kaşlarının profesyonel ellerde düzeltilmiş olduğuna bakılırsa, bakımlı bir adam olduğu aşikardı. Füme rengi paltosu, kot ya da kumaş olduğunu anlayamadığım pantolonuyla, görüntüsünü şıklığıyla tamamlıyordu. Yanındaki kısa boylu,30'lu yaşların başında, tıknaz paspal görünümlü, boş bakışlı bir adamdı. Uzun boylu adam tok ve biçimli bir sesle  '' Merhaba, ben Faruk Başel'' dediğinde, hardal sarısı cüzdanından polis kimliğini göstermişti. Ve bende içimdeki korkunun sebebini anlamıştım. Yanında ki adamı başıyla göstererek '' Bu da arkadaşım Namık Altan'' dedi. '' Sizi bu aksam vaktinde rahatsız ettiğim üzgünüm ama anne ve babanız vefatıyla ilgili konuşmamız gerekiyor'' dedi. Murat bitkin bir şekilde kafasını salladı. Faruk Başel bana bakarak '' Sanırım siz, eşisiniz sizin de bizimle kısa bir süre için merkeze gelmeniz gerekiyor'' dedi. Bu cümlenin karşısında başımı sallamakla yetindim. Murat '' Tamam Faruk bey, siz gidin biz kendi aracımızla hemen geliyoruz'' dedi. Bakımlı adam ve yanında ki tıknaz ''Peki, görüşmek üzere o zaman'' diyerek gittiler. Arabaya binip, karakolun yolunu tuttuğumuzda, gerginlikten tırnağımla etimi kanattığımı farkettim. Hayır hapse giremem diye düşünürken, karakolu işaret eden mavi tabelayı görüp, sağa sapmıştık bile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder